27 Mart 2014 Perşembe

Kadın medya çalışanları ses verin

 
Güzel bir çalışma duyurusu var elimizde.  Bu blogun da kullanacağı pek çok dişe dokunur veri çıkabilir ortaya.
 
Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü öğretim üyelerinden Nalan Büker medyada kadın iş gücü konulu bir araştırma üzerinde çalışıyor. Medyada çalışan kadın iş gücünün sayısal durumu, sayının arttırılmasına dönük öneriler ve kadın çalışanların yaşadıkları sorunlarına -ve tabi ki medya sektöründeki cinsiyetçi deneyimlere- değinmeyi planlıyor. Konu hakkında bilgi paylaşımına geçmek isteyen TV çalışanı kadınlarla ropörtaj yapmak arzusunda.

Nalan Büker sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda 27 yıl aktif olarak televizyon sektöründe resim seçici-kurgucu-yönetmen-yapımcı-genel koordinatör gibi çeşitli pozisyonlarda görev yapmış bir medya emekçisi. Kısacası halden anlamak için yeterince donanımlı :)
 
Bu yüzden kadın medya çalışanlarına duyurumuz şu: "Neden katılmayasınız?"

Hem bu esnada CinsoMedya'yla da paylaşacağınız deneyimleriniz olabilir. Medya sektöründe maruz kaldığınız cinsiyetçi pratikleri bir nebze olsun ifşa edebilmek sizin elinizde.

Çalışmaya anonim veya isim vererek katılabilirsiniz.

Temas için doğrudan Nalan Büker'e nalan_buker@yahoo.com adresinden veya bizim eposta adresimizden ulaşabilirsiniz.

Merakla bekliyoruz!

26 Mart 2014 Çarşamba

Facebook sayfamızı açtık

Sizden gelen öneri ve talepler üzerine, Facebook sayfamızı açtık. Bundan sonra CinsoMedya - Cinsiyetçi Medya Takip gönderileri Twitter'da olduğu gibi Facebook sayfamız üzerinden de takip edilebilir olacak. 

Sayfamıza ulaşmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz.

https://www.facebook.com/pages/CinsoMedya-Cinsiyet%C3%A7i-Medya-Takip/425701540866100?skip_nax_wizard=true

İlginiz için tekrar teşekkürler.

Dünya yanıyor, kadın ise çoraplarını düzeltiyor

RADİKAL.com.tr anasayfa spotundan sosyal sorumluluk dersi vermiş(!) Kadınları dünya meselelerine daha duyarlı olmaya davet eden bu foto haberin ismi "Dünya yanıyor, o çoraplarını düzeltiyor". Bravo gerçekten.

Ne diyelim, dünya yansa da RADİKAL çorabıyla uğraşan kadınlarla uğraşmaya devam edecek.



(Esra Alaca'ya teşekkürler)

Regl döneminde kadınlar neden "saçmalar"? - erkekler için eğitim seti 2

Aşağıdaki video HÜRRİYETTV.com internet sitesi üzerinden yayınlanan YOL YORDAM isimli bir kısa metraj komedi dizisinden. Bu bölümün adı "Regl Dönemindeki Sevgiliyi Anlamanın 4 Yolu".

(Dikkatimize getirdiği için Merve Ağın'a teşekkürler.)

http://www.hurriyettv.com/bant-mag/yol-yordam/regl-donemindeki-sevgiliyi-anlamanin-4-yolu_39205



Çok yüklenmek istemiyorum. Zira hoş bir ton tutturmaya çalışan samimi bir ekip olduklarını düşündüm. Ama komedi yaratmak adına cinsiyetçi klişelere fazlasıyla başvurmuşlar. Kadınların regl dönemleri hakkındaki genel geçer cinsiyetçi algının mikro bir örneğini başarıyla sunmuşlar. İyi bir örnek olarak arşivlerimizde bulunsun.

Nedir bu videonun kullandığı klişeler, yaslandığı cinsiyetçi efsaneler? Bir itirazı olan yoksa sanırım şunlar:

"regl ağrısını abartan, sosyal olarak saçmalayan, dengesizleşen, durumu idare edemeyen kadın..."

Regl döngüsü kadınların her ay içinden geçmek zorunda oldukları bir fiziksel bir durum. Bir sancı dönemi. Ama sadece tıbbi bir dönem değil, aynı zamanda sosyal bir dönem. Kadınlardan belli bir sosyal role soyunmalarını istediğimiz bir dönem. "Acın yokmuş gibi davran, acını bize gösterme, dışa vurma, ..... ve ne olur saçmalama!"

Bildiğim kadarıyla popüler kültürümüzde regl sancısından başka insanın fiziksel acısını küçümseyen, bununla dalga geçen, ağrısı yokmuş gibi yapamadığı için açık verdiği anları anti-sosyallik belirtisi olarak kodlayan başka bir fiziksel acı yok. Diş ağrısını gizleyemediği için yüzü ekşiyen, kronikleşen apandisit sancısını gizleyemediği için asabileşen, hormonal dengesi bozulduğu için duygu patlamaları yaşayan kemoterapi hastaları hakkında nedense bu tür espiriler, komedi dizileri ve bilimum hoşluklar yapmıyoruz değil mi?

Regl sancısı dışındaki tüm fiziksel acılarla empati kurma eğilimindeyiz. Peki neden?

Bu kadar basit bir tıbbi sorunu, bir empati sorununu medya neden bize tekrar ve tekrar bir espiri konusu olarak sunuyor?

Neredeyse bütün ağırlığını kadınlar üzerine yıkan ve sürekli onlardan "uyum" bekleyen cinsiyetçilik gibi dertten olabilir mi acaba?

Cinsiyetçilik böyle birşey...

24 Mart 2014 Pazartesi

İlişki ve taciz arasındaki farklar - erkekler için eğitim seti

Sokak tacizi, kadına karşı şiddet, kadın cinayetleri gibi halihazırda çok ağır sorunlarla uğraşmak zorunda olduğumuz bir ülkede yaşıyoruz. Lakin bunlar günlük hayat içinde kadınlara yönelik diğer taciz vakalarını da gözümüzden kaçırmasın. İzninizle medyadan kısa bir süre gözümüzü kaydıralım ve başka bir şey konuşalım bugün. Erkeklerin sürekli çuvalladığı alan: İlişkilerde taciz. Erkekler bunu genellikle kendilerine konduramasalar da, tüm iyiniyetlerine rağmen karşılarındaki kadını taciz eder bir duruma düşebiliyorlar. Bu konduramama durumu "bana tacizci mi diyorsun" alınganlığına neden oluyor.

Beyler sakin! Taciz sadece cinsel taciz değildir, karşınızdaki kadını rahatsız edecek her türlü eylem tacizin konusu olabilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız kendinize şunu hatırlatın: Karakteriniz değil, eyleminiz yargılanıyor.

Flört işi her zaman kolay değil ve birçok kuralı var doğru. Ama taciz konusunda çok belli başlı kurallarda ikna olabiliriz sanırım. Farkındalık önemlidir.

Buyrunuz konu hakkında basit bir eğitim seti.  Üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. (hayır tıklamalardan reklam almıyoruz! :) )


21 Mart 2014 Cuma

Madonna'nın flu koltuk altı kılları

Halihazırda saçma sapan bir Twitter sansüründen geçtiğimiz şu günlerde MİLLİYET de kendi absürd sansürüne imza atmış. Madonna'nın kişisel sitesinden paylaştığı ve koltuk altı kıllarını gösterdiği fotoğrafı hem yayınlamış, hem sansürlemiş. Tabi ki üzerine tıklanma parası kazanmayı da ihmal etmeden (ismine bundan sonra "tık para" gibi bir şey desek ne dersiniz?).



Sansüre bakar mısınız? Fotoğrafı hem yayınla, hem de üstüne koltuk altı kıllarını flulaştır. Milliyet.com.tr'nin bilgisayar başındaki 25 yaşındaki erkek çalışanının görüntü karşısında cinsiyetçi midesi bulanmış, akabinde beyefendi böyle buyurmuş diye tahmin ediyorum. Tıklanmalar ve tık paralar akmaya devam ettiği sürece genel yayın yönetmeninin umrunda değil zaten.

Fotoğrafa eklenen açıklamalar daha ibretlik:

"Madonna'dan mide bulandıran paylaşım"

"... yine çok tuhaf bir fotoğraf paylaştı."

"...bu şok eden fotoğrafın altına 'Uzun kıllarım umrumda değil' yazdı"

Pektabi bütün bunlar yine dönüp dolaşıp neden kadınların vücut tüyleriyle bu kadar ilgileniyoruz sorusuna geliyor. Neden gerçekten? Neden erkekler değil de kadınlar güzellik normlarını 3 santimetrekarelik bir vücut alanında ihlal ettiklerinde bile bunu "mide bulandırıcı", "çok tuhaf" ve "şok edici" bulmaya yönlendiriliyoruz? 

Cinsiyetçiliği ve kadınların ikinci sınıf vatandaş olmasını meşru kılmak için kullanılan tezler bildiğiniz gibi kadınlara yönelik çifte standartlarımızın en temelde insan doğasından kaynaklandığını, genlerden, evrimden, yaratılıştan geldiğini, bizim tamamiyle dışımızda bir konu olduğunu ve günün sonunda "kadın doğası" ve "erkek doğası" diye iki benzemezin varolduğunu söylüyor.

Ama tüm bu tezler tam da koltuk altı meselesinde çöküyor değil mi? Koltuk altı kıllarımızdan daha doğal, daha evrime ait, kadın ve erkek yaratılışımıza bu kadar içkin başka neyimiz olabilir ki?  

Durum böyleyken, o halde soruyorum, güzellik algımızın ayarlarıyla kim oynuyor?

Bu soruyu daha çok konuşacağız sanırım.

(Dy'e teşekkürler)

Lütfi'yi mutlu etmenin yolları..!

TAKVİM'de köşe yazarlığı yapan Lütfi Albayrak adlı mizah şahı arkadaş şöyle uygun görmüş:

(Aslı K.'e teşekkürler)

20 Mart 2014 Perşembe

Röntgenci foto galerilerine reklam verenlerin suçu yok... mu?

Dünden bu yana Utanç Yürüyüşü haberimizde reklam verenleri neden haksız yere töhmet altında bıraktığımıza dair teknik açıklamalar getiren yorumlar aldık.  Yorum sahipleri röntgenci foto galerileri yayınlayan haber sitelerini teşhirimizi doğru bulduklarını ama reklam verenlerin reklam yerleştirmede hiçbir suçlarının olmadığı ve yanlış bir suçlamayla karşı karşıya kaldıkları görüşünde.

Tek tek yanıtlamak gerekirse:
  1. İnternet reklamı vermek isteyenler  Google Ads, ya da benzer alan satın alma siteleri, doğrudan ilgili haber sitesinin reklam departmanlarıyla doğrudan irtibata geçerek ürün yerleştirmeyi yapabiliyorlar. Tüm bunların hepsinde tarafların serbest iradeleri doğrultusunda bir hukuki sözleşme akdediliyor.  
  2. Sözleşmeler ister yazılı ister elektronik olsun çoğunlukla bir ürün yerleştirme seçeneği ile reklam verenin dikkatine sunuluyor. "Ürününüzü hangi ilgi alanlarının olduğu sitelere, sayfalara yerleştirmek istiyorsunuz, hangilerine istemiyorsunuz işaretleyiniz" vs. Bunların büyük bir kısmında yasadışı, pornografik vb içeriğe sahip sitelere koymayın gibi bir seçenek de var.
  3. Reklam verenler gerek reklam sözleşmesini imzalamadan önce, gerekse düzenli olarak daha sonra reklam verdikleri sitenin genel konsepti ve trafik yoğunluğu hakkında düzenli olarak bilgilendiriliyor.
  4. Trafik ne kadar yüksekse alınacak reklam geliri o kadar fazla oluyor. Trafiği ölçmek için kullanılan programlar, sayfa tıklanma sayısı vb verileri bağımsız olarak her iki tarafa da iletiyor.
Şimdi bütün bunlar bu şekilde ortada. Lakin bizim hiç de umrumuzda olmamalı. Çünkü hepsi konunun asıl odağını -istemli ya da istemsiz- gözden kaçıran tali tartışmalar. Kadınların rızaları dışında çekilen fotoğrafların yayınlanması ve üzerine bir de utanmadan para kazanılmasına karşı mıyız değil miyiz? Soru bu.

Çocuk pornosu veren sitelerin reklam verenlerine "bilmiyordu, bilemezdi, o da işini yapıyor" diyor muyuz? Demiyoruz, ilgili site, hadi bilemedin ilgili sayfa kapatılsın, yayından kaldırılsın diyoruz. Tartışmayı orada bitiriyoruz.

Peki neden konu cinsiyetçilik olunca etik tepki standartlarımız daha düşük?

Falanca şirket, filanca reklam ajansı reklam vermeyi seçtiği haber sitesinin o gün hangi haberi yayınlayacağını bilemez, kontrol edemez deniyor. Hadi diyelim ki bu doğru. Bu durumda bile herhangi bir orta zekalı reklamcı / reklam veren vatandaşın Milliyet.com, Takvim.com, Sabah.com gibi sitelerin genel içerikleri, ne kadar pornografik görsele dayandıklerı hakkında fikir sahibi olmayacabileceğini gülünç bir şekilde iddia etmiş oluyoruz. Ama hadi diyelim yine de doğru.

Peki bize ne bundan?! Aranızdaki teknik sorunu çözemiyor iseniz, bizi hiç ilgilendirmiyor, aramızda para toplayıp Garanti Bankası'na veya Sabah Gazetesi'ne bir bilgisayar mühendisi gönderecek halimiz yok.

Bu çirkin yayınlardan hem haber sitesi, hem reklamcı, hem de reklamı yayınlanan tüm kurumlar ortak şekilde para kazanıyor. Birbirimizi kandırmayalım. Kimsenin üzerinde töhmet kalmasın diyor isek o yayınlar siteden kaldırılmalı.

Sizi tekrar konunun ana odağına davet etmeme izin verin: En başta ve evvela genç kadınların yaşam alanları tehdit ediliyor ve üzerlerindeki baskı pekiştiriliyor.

Eğer CinsoMedya bir şeye yarayacaksa önce bu tehdidin kaldırılması için kampanyaya çağırıyor sizi, töhmet altında kalan şirketleri kurtarmak için değil...


19 Mart 2014 Çarşamba

Fransa Cumhurbaşkanının fettan eski eşi



"Fransa'yı sallayan Cumhurbaşkanı François Hollande ile oyuncu Julie Gayet (41) arasındaki aşkın, Hollande'ı kendisinden "çalan" Valerie Trierweiler'den intikam almak isteyen ilk eşi Segolene Royal'in çöpçatanlığı sonucu başladığı iddia edildi."

Bu ifadeler magazinden uzak durmasıyla bildiğimiz T24 haber sitesine ait. Bravo! Haberi gündemimize getiren takipçimiz güzel bir cevapla "edilen iddia" hakkında ne derece kafa yormamız gerektiğini belirtmiş:

"Bu haberi kadın bakış açısından değerlendirelim isterim. Saf, kandırılabilir, fettan kadınların elinde oyuncak olan Fransa Cumhurbaşkanı'na sizce nasıl Fransa Basınından,T24'den daha fazla yardımcı olabiliriz?"

Erkek olunca yerel haber, kadın olunca uluslararası haber

BBC TÜRKÇE SERVİSİ, İskoçyalı kadın öğretmen Bernadette Smith'in  16 yaşındaki erkek öğrencisi Gary Ralston'la yaşadığı ilişkiyi ve müteakip ceza davasının sonucunu sayfasına taşımış. 

Haberi dikkatimize getiren takipçimiz aşağıdaki yorumu da eklemiş:

"Haberdeki durumun her gün Türkiye'de en az 5 okulda tekrarlandığına inanıyorum. Neredeyse normalleştiriliyor,kız çocukları evlendiriliyor v.s. Ama mağdurla failin cinsiyetleri yer değiştirince -fail kadın, mağdur erkek olunca- olay uluslararası haber niteliğini kazanmış.İşte toplumsal cinsiyet algısı diye buna deniliyor.."

Hatta bir ek de ben yapayım. Haberden ayrıca öğrendiğimize göre Smith evliliğiyle sorunları olduğunu, Ralston'a aşık olduğunu belirtmiş. Mağdur erkek öğrenci Ralston ise tüm erkek arkadaşlarının Smith'e hayran olduğunu ve kendisini ilk başta şanslı hissettiğini söylemiş. BBC TÜRKÇE de tüm bu detayları, yukarıdaki fotoğrafla birlikte aynen bize iletmeyi uygun bulmuş. 

Yine rolleri tersine çevirdiğimiz bir senaryoda aynı hacimde detaya rastlayabiliyor muyuz emin değilim?

Bir kere neden bu resim? Suçlu kişi bir erkek öğretmen olduğunda medya okul albümünden alınmış donuk ifadeli bir vesikalık görseli vermekle yetiniyor istisnasız olarak. Bu da tabi medya eğer fotoğrafı vermeyi uygun görürse. Çoğu zaman da gözlerinin üzerine bant çekip fotoğrafın verildiğini görüyoruz. Oysa sözkonusu kadın bir öğretmen olunca bir anda davetlerde çekilmiş, dekolteli, makyajlı Facebook fotoğrafları dolaşıma sokuluyor. Resim zorlama şekilde büyütülmüş üstelik.

BBC TÜRKÇE öğretmenin eylemi ve dış görünüşü arasında gereksiz bir şekilde kurulan bu ilişkinin kadın öğretmenler nezdinde -ve elbette tüm çalışan kadınlar üzerinde- yaratacağı ek baskının farkında olmayabilir mi?

Kısaca "İşte çocuklarımızı emanet ettiğimiz süslü kadın..." efsanesi.

Smith'in okuldaki erkek öğrencilerin hayallerini süslediği gereksiz detayını da eklediğinizde "öyle giyinmeseydin, kendini biraz çirkinleştirseydin..." algısını da beslemiş oluyorsunuz.

Smith'in özel hayatı hakkındaki ifadelerini mahkeme tutanaklarından keyfe keder aktarmak ise "evliliğiyle ilgili sorun yaşayan kadından herşey beklenir..." algısını besliyor. Haberdeki kişi bir erkek olsaydı kuşkusuz bu kadar detay göremeyecektik. Çünkü en baştan en sona kadar inkar, inkar, daha fazla inkar duyacaktık değil mi?

"Şahsımı müdür muavinliği yarışından düşürmeye yönelik koca bir yalandır bu!"

.... Hadi canım.

18 Mart 2014 Salı

"Utanç Yürüyüşü" dedikleri...

"Utanç yürüyüşlerinden" bahsetmişken bu ifadenin arka planını biraz daha açmak faydalı olabilir.

Kadınların geceyi evlerinde değil, dışarıda, başka bir yerde geçirmeleri bizimki gibi bir ülkede halen telafuz edilemez bir tabu. Fakat batı ülkelerindeki kadınların son 50 yıldaki uzun hak mücadeleleri sonucunda kazandıkları bir özgürlük alanı. Batı medyasının cinsiyetçi kanadı - ki orada da neredeyse medyanın tamamına tekabül ediyor- kadınların geceyi dışarıda geçirme haklarına doğrudan laf edemediğinden, gündüz vakti eve dönüşlerinin "utancına" ilişkin daha çekingen bir efsaneye bel bağlıyor. Buna da "utanç yürüyüşü" (walk of shame) adını veriliyor.

Utanç yürüyüşü efsanesi geceyi dışarıda geçiren kadınların, ertesi güne, mini etek, makyaj, daha açık kıyafetler vb geceden kalma kıyafetleri ile başlamış olmasına yükleniyor. Ve bilinçaltımıza yerleştirilen "Bu kadın sabah bu kıyafetlerle eve dönerken iffetli vatandaşların arasından geçecek ve onların yüzüne nasıl bakacak?" sorusuna oynuyor.

Buna ilişkin görseller, hemen her zaman kadınların rızaları dışında çekiliyor, aşağılayıcı ve alay eder ifadelerle dolaşıma sokuluyor. Yapılan şey MİLLİYET ve SABAH'ın yaptığıyla birebir aynı: kınama adı altında röntgencilik.

Geceyi dışarıda geçiren kadın da sabah utanarak şöyle diyecek:

"...Evet bira içtim, evet adı lazım değil bir gece kulübünde haka dansı yaptım. Çok iyi yaptım üstelik. Evet orada tanıştığım birinin evine gittim.... Evet gecem hakkındaki tüm detayları bilme hakkınızın olduğuna ben de katılıyorum."

Neden bahsettiğime örnek vermek adına HARVEY NICHOLS'un çok eleştirilen aşağıdaki 2011 reklamına bakabilirsiniz.  Tam dayaklık bu kısa filmde, HARVEY NICHOLS kıyafetleri giyen üst-orta sınıf kadınların geceyi dışarıda geçirdikleri çok belli olmadan evlerine dönebilecekleri mesajı evlere şenlik.




Utanç yürüyüşüymüş! Biraz da siz utansanız?

SABAH ve MİLLİYET belli ki röntgenci bir sosyal medya sitesinden buldukları bir fotoğraf setini "Utanç Yürüyüşü" adı altında yayınlamış. Belli ki fotoğrafın konusu genç kadınların rızası dışında yapılmış açık giyimli fotoğraflarından oluşan bir kolaj. Sorsanız "Röntgencilik mi haşa. Böyle giyinmenin yanlışlığını vurgulamak amacıyla yayınlıyoruz" vb birşeyler zırvalayacaklar.

Röntgen sayfasına reklam verenler arasında GARANTİ BANKASI.

(Dikkat çektiği için Oya Tekesin'e teşekkürler)

Ali Ağaoğlu'na hayran kalmak...

Eğer son AĞAOĞLU MYHOME konut satış reklamını seyrettiyseniz benzer şeyler düşünmüş olabilirsiniz...


17 Mart 2014 Pazartesi

AKŞAM'ın Şok İddiaları! Hastasıyız

Ah nostalji... 

CinsoMedya - Cinsiyetçi Medya Takip yeni adresine taşındı. 

Görmek istediğiniz yazının yeni adresi şurada:

15 Mart 2014 Cumartesi